Haber Arşivi

5 / 4
28/02/2018

Kınık, “Doğu Guta'da Uluslararası Hukuk da Katlediliyor”

Kızılay Genel Başkanı ve aynı zamanda Uluslararası Kızılay Kızılhaç Dernekleri Federasyonu (IFRC) Başkan Yardımcısı olan Dr. Kerem Kınık’ın Doğu Guta’da yaşanan insani krize ilişkin değerlendirme yazısı:
 
“Tüm Suriye’de kuşatma altında yaşayan sivil nüfusun yüzde 94’ünden fazlasının yaşadığı Doğu Guta’da insanlık tarihi büyük bir utanca tanık oluyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, 400 bin insan kuşatma altında ve yaşamak için gerekli temel ihtiyaç malzemelerinden mahrum bırakılmış durumda.

2013 yılının Nisan ayında kuşatılan Doğu Guta’da bugüne kadar binlerce insan hayatını kaybetti, on binlerce insan yaralandı. 21 Ağustos 2013’te düzenlenen kimyasal saldırılarda 400’den fazla sivil hayatını kaybetti. 5 yılı aşan muhasarada kimyasal saldırılar, varil ve misket bombaları ile havan topları sivillerin hayatını tehdit etmeye her geçen gün devam ediyor. Kuşatma nedeniyle malzeme akışının sağlanamadığı Doğu Guta’da temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatı yakınlardaki diğer bölgelerin 30 katına çıkmış durumda.

Bu durum masum çocukların hayatını tehdit ediyor. Öyle ki Doğu Guta’da çocukların beslenme yetersizliği oranı son 10 ayda 5 kat arttı. Bu vahim tabloya karşın, insani yardım konvoylarının Doğu Guta’ya girişine ve sivil halka ulaşmasına izin verilmiyor.

 
Açlık bir savaş yöntemi olarak kullanılıyor
 
Uluslararası toplumun ortak iradesini yansıtan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2139, 2165, 2191, 2258, 2332 ve 2393 sayılı bağlayıcı kararlarına rağmen, yaşamak için temel ihtiyaç malzemelerine gereksinim duyan insanların bu malzemelerden mahrum edilmesi Birleşmiş Milletler Kişisel Haklar Sözleşmesi’nde korunan “yaşam hakkının” da açıkça ihlalidir.

Uluslararası İnsancıl Hukukun Kuralları uyarınca “kontrol altında tutulan sivil nüfusun” temel gereksinimlerinin karşılanması gerekirken, buna izin verilmeyerek açlık bir “savaş yöntemi” olarak kullanılıyor. Uluslararası İnsancıl Hukuk Kuralları gereği Cenevre Sözleşmeleri’ne ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 46/182 sayılı kararındaki “tarafsızlık” prensibine uygun olarak faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler kuruluşlarının, Kızılay Kızılhaç Hareketi unsurlarının ve diğer yardım kuruluşlarının yardım konvoylarının geçişine herhangi bir “makul gerekçe” göstermeksizin izin verilmemesi insancıl hukuk ihlalidir. Bu tutum, sivil nüfusu açlığa mahkûm etme iradesinin açık dışavurumu olup Uluslararası Ceza Mahkemesi Tüzüğü’nün 8. maddesine göre uluslararası “suç” niteliğindedir.

Doğu Guta’da sivillerin bulunduğu Haresta, Nashabiya, Duma, Ayn Terma, Irbin, Zemelka, Sakba, Misraba ve Beyt Nayim gibi alanların aralıksız olarak bombalanması, çoğunluğu çocuk masum sivillerin yaralanmasına ve ölümlerine yol açıyor. Tüm bunların yanında okulların bombalanması da ibret verici. Doğu Guta’ya yönelik her gün şiddeti artan saldırılarda, sadece içinde bulunduğumuz ay içerisinde çoğunluğu çocuk 1000’in üzerinde insan hayatını kaybetti, 3 binin üzerinde insan ise yaralandı. Muharipler ve siviller ile askeri ve sivil hedefler arasında ayrım gözetmeyen saldırılar “hedef ayrımı” yapılmasını düzenleyen en temel insani hukuk kurallarının da ihlalidir.

İnsani yardım kuruluşlarının tüm taleplerine rağmen tıbbi tahliye izni verilmemesi, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nin hasta ve yararlıların toplanmasına ve bakımına hükmeden ortak 3. maddesinin açıkça ihlali demek. Koruma altındaki insanlar tıbbi hizmet alamadıklarından ölüme terkediliyorlar. Bu her bakımdan insanlık dışıdır.

Doğu Guta’ya yönelik bombardımanlarda isabet eden şarapnel parçaları nedeniyle gözünü kaybeden ve yüzü parçalanan Kerim bebeğin, Kasım bebeğin veya daha 9 aylık iken hayata gözlerini yuman Hüseyin bebeğin acısı, dramın ve dram karşısında insanlığının utancının ifadesidir.

Bugün Doğu Guta’da tıbbi hizmete ve tahliyeye ihtiyaç duyan binlerce sivil ölüme terk ediliyor. Doğu Guta’dan yükselen yardım çığlıklarının en masumlarından olan Nur ve Alâ isimli kız kardeşlerin günlerdir işittiğimiz çağrılarına karşılık veremez durumda olmak, uluslararası toplum için tarihi bir utancın sadece bir örneğidir.

 
Tıbbi tesisler ve sağlık personeli de hedefte
 
Hal böyleyken, bir diğer kaygı verici ve ürkütücü durum da tıbbi tesislere ve sağlık personeline yönelik saldırılar. Saldırı fiilleri, Uluslararası İnsani Teamül Hukuku’nun “tıbbi birimlere ve personele saldırıyı yasaklayan” 25 ve 28. maddelerinin ve “tıbbi birimlerin kasten hedef alınmasının yasaklayan” Uluslararası Ceza Mahkemesi Tüzüğü’nün 8. maddesinin ciddi ihlali niteliği taşıyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aynı türden saldırıları konu alan 2016 yılındaki 2286 sayılı kararında bu nevi saldırıları kınamış ve sorumluların cezalandırılmasını istemişti.

Doğu Guta maalesef çok acı bir şekilde kimyasal silah kullanımına da sahne oldu. Kimyasal ve biyolojik silahların kullanımını yasaklayan 1925 sözleşmesi ve 1993 tarihli Kimyasal Silah Sözleşmesi açıkça ihlal edildi. Siviller üzerindeki yıkıcı etkisi karşısında, 27 Eylül 2013 tarihinde Güvenlik Konseyi, Suriye hükümetinin kimyasal silah stokunu imha etmesi kararını almıştı.

 
Sivillerin göç ettirilmesi çözüm değil
 
Bugün açlık ve tüm temel hizmetlerden yoksunluğun ötesinde, üzerlerine yağan bombalar nedeniyle yer altında ve sığınaklarda yaşam mücadelesi veren yüzbinlerce sivil, insanlığın onları görmesini ve korumasını bekliyor.

Bu vahşetin ve trajedinin çözümü, dün üstlerine havadan bırakılan kâğıtlarda davet edildikleri gibi, sivillerin Doğu Guta’yı terk etmeleri asla değildir. İnsanların zorla yerlerinden edilmesi, dünyadaki hiçbir krizin çözümü olmamıştır.

Bu yaşatılan vahşetin mağdurları olan sivillerin ve savaş dışı kalmış hasta ve muharip vasfını yitirmiş yaralı insanların, uluslararası insani hukuk tarafından korunduğunu tüm taraflara hatırlatıyor ve aşağıdaki hususlarda tüm tarafları harekete geçmeye çağırıyoruz:

 
1. Tüm taraflar uluslararası insani hukuk kurallarına ve teamüllerine saygı duymalı ve riayet etmelidir.
 
2. Acil ihtiyaç duyulan hayat kurtarıcı insani ve tıbbi yardımın geçişi ve tıbbi tahliyelerin sağlanması için çatışmalar durdurulmalıdır.
 
3. Taraflar, kontrolü altında bulunan sivillerin temel ihtiyaçlarını karşılamalıdır.
 
4. Tüm taraflar, tarafsız ve ayrım gözetmeyen insani yardımın geçişini kolaylaştırıcı tedbirleri almalıdır.
5. Taraflar, askeri ve sivil hedefler arasındaki ayrımı gözetmeli, gereksiz insan ıstırabına yol açacak fiillerden kaçınılması için azami tedbir almalıdır.
 
6. Tıbbi personel ve tesislerin ve ayırt edici amblem taşıyan tıbbi unsurların korunmasına yönelik tedbirler alınmalıdır.
 
7. Tüm tarafların uluslararası insancıl hukuk sözleşmelerince yasaklanan silahları kullanılmasını engelleyecek tüm tedbirler alınmalıdır.”
 
 
 
 

Türk Kızılayı kamu yararına çalışan bir kurum olup izin almaksızın yardım toplama hakkına sahiptir.

---

VERGİ MUAFİYETİ
Firmalar, Gıda Bankacılığı Esaslarına göre çalışan Türk Kızılayı'na yaptıkları gıda, temizlik, giyecek, yakacak, bağışlarını gider kaydedip vergi muafiyetinden yararlanabilir.

---

GİZLİLİK ve KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI

BÜLTEN ABONELİĞİ